• Cagla GUL SENKARDES

Kapsayıcı ve Sürdürülebilir İş Dünyası Ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği üzerine..

Ben bu yazımı 8 Mart vesilesi ile, farkındalığın artmasına bir nebze de olsa hizmet etmesi ümidi ile tüm emekçi kadınlar ile onların özgürleşmesini ve güçlenmesini destekleyen kurum ve kişilere ithaf ediyorum.





1990’ların sonunda tartışılmaya başlamış olan “sürdürülebilirlik” dünyadaki kaynakların gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak kullanılması odaklı düşünce sistemidir. Yani kaynakları minimumda kullanarak kendi kendine yeten ve yaşayabilen yapılardan bahseder sürdürülebilirlik. Kökleri Latince ‘sus’ ve ‘tenere’ kelimelerinden gelen sürdürülebilirlik kelimesi, bizim dilimizdeki karşılığı ile “korumak” anlamına gelen sürdürülebilirliğin 3 temel ilgilendigi alan ve bileşeni vardır; Çevresel Sürdürülebilirlik, Ekonomik Sürdürülebilirlik, ve Toplumsal Sürdürülebilirlik. Bu yazımda, bir parçası olduğum iş dünyasının sürdürülebilir gelişimi odağında, sürdürülebilirlikten ‘Ekonomik ve Toplumsal Sürdürülebilirlik’ kapsamlarında bahsetmek istiyorum. Yazımın sonlarına doğru biraz da rakamlarla besleyeceğim tartışmamın odağında ise toplumsal cinsiyet eşitliği konusu var.

‘Sürdürülebilirlik’ ve ‘Sürdürülebilir Kalkınma’ popüler söylemlerde ve hatta akademik kaynaklarda çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan, bir miktar iç içe geçmiş kavramlar. Sürdürülebilirlik konsepti, kişilerin ve kurumların geleceği hep odağında tutarak planlarını ve faaliyetlerini gerçekleştirme yetkinliğidir. Sürdürülebilir Kalkınma ise kaynakların kullanımı, yapılan yatırımlar, teknolojik geliştirmeler ve dönüşümlerin, insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak ve gelecek nesillere yetecek şekilde harmonize edilmesinden bahseder. Sürdürülebilir bir ekonomiden bahsederken, ürün ve hizmetlerin üretim, dağıtım ve tüketiminden bahsediyoruz temelde. Sürdürülebilir bir toplumdan bahsederken de, insanların yetkinlikleri, ilişkiler, toplumsal değerler gibi maddi olmayan varlıkların ve kaynakların doğru yönetilmesini odağımıza alıyoruz. Hem ekonomi hem de toplumu göz önünde bulundurduğumuzda, temelde sürdürülebilir insani gelişme kritiktir. İnsani gelişme sadece ekonomik refahı kapsamaz, aynı zamanda insanların eşit, sürdürülebilir ve istikrarlı bir dünyada esenliğinin artmasınını hedefleyen çok yönlü yaklaşımlar gerektirmektedir. İnsani gelişmenin temelinde insan olgusunun bir bütün olarak ele alınması yani farklılıklarına göre gruplara ayırmadan tüm bireylerin eşit haklara sahip olması yatmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma konusunda küresel ölçekte paylaşılan ortak vizyon temelinde yer alan toplumsal cinsiyet ekseni, kalkınma odaklı tüm hedeflere ulaşılmasında toplumsal cinsiyet esitliği ve kadınların güçlenmesini işaret eder. Toplumsal cinsiyet eşitliği sürdürülebilir ekonomik büyüme ve yoksulluğun azaltılmasında kritik bir rol oynamaktadır. Tarihsel süreçte toplumsal olarak üretilmiş sayısız üründen biri de toplumsal cinsiyettir. Toplumsal cinsiyet kadın ve erkeğin biyolojik farklılıklarından bağımsızdır ve kadın ile erkek arasındaki toplumsal olarak inşa edilmiş, algıda var olan farklılıklar bütünüdür. Toplumsal cinsiyet temelde biyolojinin kodladığı maddi bedenlere manevi anlamlar yükleyerek onları kültürel olarak ayıran, üretilmiş rol ve sorumlulukları kapsayan bir fenomendir. Toplumsal cinsiyet eşitligi kavramı, kadınların ve erkeklerin sorumlulukları ve gerçekleştirmeleri beklenen faaliyetler ile ilgili yetkinlikleri, kabiliyetleri, kapasiteleri, ilgileri, tutkuları ve istekleri ile sosyal, ekonomik, profesyonel, kişisel ve politik olarak sahip olacakları fırsatları kapsamaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamamasının ekonomiye yansıyan sonuçlarını rakamlarla bir nebze ifade etmek gerekirse kadınların işgücüne katılımı ve işgücünde yer aldıkları yetkinliklere bağlı konum ile ilgili verilere bakılabilir. Dünyada erkeklerin işgücüne katılım oranı yaklaşık %80 iken kadınlarınki %50. Resmi istatistik kurumu TÜİK tarafından açıklanan, sKasım 2018 verilerinin yer aldığı işgücü istatistiklerine göre, 15–64 yaş grubundaki toplam erkeklerin %78,5’i işgücüne katılım gösterirken, bu oran kadınlarda sadece %38,3. TÜİK’in referans verdiği bir diğer gösterge de genç nüfus içerisinde eğitimde ve istihdamda olmayanların oranı. Herhangi bir eğitim kurumunda veya işte olmayan 15–24 yaş arası kadınların oranı, erkeklerinkinin oransal olarak yaklaşık iki katı. İstatistiklere göre, 15–24 yaş arasındaki kadın genç nüfusu içerisinde ne eğitimde ne de istihdamda olan kadınların oranı %32,8. Bu tablo alarm vermekle birlikte iş dünyasında kadın meselesi hakkında tartışılacak başka önemli bir konu da temsil ve üst düzey posizyonlarda yer almamaları. Başbakanlık Yatırım Ofisi tarafindan açıklanan rakamlara göre 2012–2018 yılları arasında ülkemizde üst düzey kadın yönetici sayısı 2 puan artarak %16,3'e yükseldi. Pozitif bir ilerleme olması sevindirici olsa da kapsayıcı bir iş dünyasi ve ekonomiden bahsetmek için oldukça düşük bir oran ve düşük bir ilerleme bu 6 yıllık dönemde. Dünya Bankası Girişimcilik Araştırması’na göre, Türkiye’de kesin ve en güncel sayılar bilinmemekle beraber şirket sahipliğinde kadınlar sadece %25,4’lük bir yer tutuyor. Kadın çoğunluklu yöneticilere sahip şirketlerin oranı ise sadece %0,3. Türkiye’de mecliste kadın parlamenterler sadece %17,4’lük bir yere sahip ve bu oran yaklaşık %23,4 olan dünya ortalamasının da altında kalıyor. Akademide de nispeten daha iyi ama benzer bir durum var; kadın profesörler toplam profesörlerin sadece %31,5’i. Dünya Ekonomik Forumu Küresel Cinsiyet Uçurumu (WEF, The Global Gender Gap Report 2017) raporuna göre bilgi teknolojileri alt sektörü kadın istihdamı konusunda uçurumun en büyük olduğu sektörler arasında. Örneğin, %27 kadın çalışan oranı ile dünyada yazılım ve bilişim teknolojileri sektörü kapsayıcılığın en düşük olduğu sektörlerden biri. Son yıllarda önemli bir artış olsa da orta düzey kadın yönetici oranı %20, üst düzey kadın lider oranı ise %10’un altında.

İyi haber ; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yayınlanan ve 2019–2023 yıllarını kapsayan 11. Kalkınma Planında kadının ekonomide daha fazla yer alması için planlanmış aksiyonlar ve hedefler belirlenmiş. Oldukça önemli ve kritik alanlarda geliştirmeler yapılacak şekilde belirlenmiş aksiyonlar ve hedefler çok önemli.

Umuyorum 5 yıl sonra bu rakamların çok üzerinde gelişim kaydetmiş oluruz. Gelişen teknolojilere hızlı adaptasyon ve günümüzün hızla değişen dünyasında iş dünyasında sürdürülebilir başarısı için artık kapsayıcı, farklı yargılara göre ayrım yapmayan bir yaklaşım ve toplumsal cinsiyet eşitliği kritik önem taşımaktadır. Bu vesile ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü kutlayarak daha eşit ve kapsayıcı bir iş dünyası dileğimi bir kez de buradan paylaşıyorum.




Recent Posts

See All